SANSAR
Pazartesi, Ekim 3, 2005 - SANSAR
Mağaranın önü otlarla kaplı ellerimle açmaya çalıştıkça gümrah dikenler, yaban otları,ağaç kökleri direniyorlar. Kesif bir duman kaplıyor her yanı.
Burada ne işim var?Neyi aramak için gelmiştim?Ardıç ağaçları köknarlar ve kestane ağaçları arasında usulca yürüyerek bunları düşünüyorum.Peşinde sürüklendiğim sanırım küçük bir yaratıktı canlı kıpır kıpır.Kaba bir siluet çıkarabiliyorum ancak ortaya iç içe geçmiş hatlar, kufi bir hat yazısı gibi.Arkasında şifreler, kodlar bırakan gizemli yazılar yazıtlar kitabeler gibi .
Ormanın altındaki çayırlıkta bir çift yılan ıslak çimenlerin arasından toprağın derinliklerine süzülüyor.Yılanın derisinden sıyrılmasını izlemek için toprağın altına süzülme isteği beliriyor.kendi kendimden sıyrılma arzusu olarak tasavvur ediyorum bunu.
Şehrin işlek caddelerinden birinde bir çocuk ölüyor bir top fırlıyor bir çocuk fırlıyor bir araba fırlıyor ve bir can fırlıyor kafesinden.Çamur yığılıyor yerin üzerine duman damıtıyor gökyüzü şehir büzüşüyor iç içe geçiyor şehir.Damarda ki kan büzüşüyor kaskatı olup tıkıyor damarları.İlk kan ilk yağmur mezara savrulan ilk toprak yere düşen ilk şehit kaybolup gidiyor ardından gelenlerin arasından.
0 yorum yazılmıştır