« Önceki |

2/4/2006

Ateşböceği

Ateşböceği kendisine ne olacağından habersiz olarak bir bardağın içine kapatılmıştı. Uçmaya çalıştıkça daha önce hiç yaşamadığı bir hayalkırıklığını yaşadı.Gördüğü yere gidemiyordu. Daracık bir atmosferde gidip gidip göremediği bir şeye çarpıp sersemliyordu. Bir süre sonra uçmaktan vazgeçti.Sonra şaşkınlıkla hemen yanı-başında başka ateşböceklerinin de olduğunu farketti. Tek başına değildi.Hatta gittikçe çoğalıyorlardı.

 

Çocuk ne olacağından habersiz habire ateşböceklerini yakalayıp yakalayıp bardağa tıkıyordu. Ateşböceklerini yakalayabilmek için bir çalılıktan diğerine koşuyor yakaladığı böcekleri çokokrem bardağının içine tıkıp kapağını kapatıyordu. Neredeyse bardağın yarısı Ateşböcekleriyle dolmuştu. Giderek büyüyen bir ışığı canlı bir feneri oluşuyordu.Neden sonra evden çok uzaklaşmış olduğunu farketti.

 

Baba her şeyden habersiz bahçedeki mangalın üzerine bir iki şiş daha yerleştirdi. Eşinin mutfağa girmesini fırsat bilip güzel kızlardan birisiyle samimi bir sohbete başladı.Sohbet halkası önce genişledikçe genişledi , sonra daraldıkça daraldı.Adam en sonunda karısıyla başbaşa kaldıklarını farketti.

Kadın koştura koştura bardakları bahçeye taşıdı.Bardaklara kola doldururken bir ateşböceğinin bardağın içine düştüğünü gördü.İrkildi ama kendini zaptedemeyerek ateşböceğinin üzerine kolayı boca etti.Sonra bardağı bir ağacın dibine boşaltarak mutfağa geçip bardağı defalarca yıkadı.Kan ter içinde kalmıştı ,sanki bu sahneyi daha önce  yaşamıştı.Yoksa bir rüya mı görmüştü?

 

Çocuk kimsenin yanında olmadığı zamanlarda yalnız olmadığını anladı ,  ateş-böceği yanıp sönen ışığının sadece kendisine ait olmadığını hem felaketinin hem felahının  aynı şey olabileceğini sezinledi.Adam kendisinin kocaman bir fanusun içinde yüzlerce hemcinsiyle beraber tekbaşına yaşadığını anladı. Kadın ,olacak olan hiç bir şeye mani olamayacağını anladı.


Çizgi:  Hasan Aycın

Yazan:Hamit Akçay

13/1/2006

Duvarın Altında Kalmak

Cuma selasının okunmasına az bir zaman kala evinden çıkarken bahçe duvarının bir tarafından yıkılmış olduğunu gördü Kazım dayı.Kendileri elbet dayım olmaz eski köylü-yeni şehirli bizlerin taifesinde belli bir yaşı geçmiş ama  Şeytanında bacağını kıramamış sıradan kişiler : Dayı dır.Hani sakal bırakıp ulema takımına öykünse hacı,hoca deriz.Yada Paranın gözünü çıkarıp mercedes le dolansa bey yaparız , ağamız olur.Bunu da geç bir partinin ilçe teşkilatında ufak bir onbaşılık alıp gereğine göre fötr, gereğine göre kasket yada ne bileyim fes taksın ona göre isimlendirelim.Ama ötesi "Dayı" nın sınırlarında kalır. 

-Ulan hangi şerefsizin dölü duvarı yıktı

demesiyle anladı ki cürümü ,dar sokaktan dönmeye çalışan kamyonun damperi işlemiştir.Cürüm ortada ama kamyoncu çoktan sırra kadem basmış.Sağa sola devrilmiş tuğlaları topmaya çalıştı ama vakit dar, sela okundu okunacak. Ağzında zehirli harflerden yapılmış küfürler halka halka göğe doğru yükseldi.Yakın camilerlerden yayılmaya başlayan sela sesleri bu arsız terkipleri yıkamaya başlayınca herşeyi olduğu gibi bırakıp camiye doğru yöneldi.

Şehir:

Yapışık doğmuş ve belli azaları mefluç, hilkat garabeti bir-beden-iki-kişidir..Bir yanı bir yere sürüklese diğeri dur gitme der.Modern tıp gibi, şehir tanrılarının tek arzusu birbirinden ayırmaktır bu iki gövdeyi .Ama bilir ki bu ameliye sonu olacak gövdenin.Modern zamanların alemet-i-farikası; şehirler

Mahalle:

Parçalanmış hayatların toplama kampı.Ölümün meleklerin kanatlarından yükselmediği ve doğumun peri kızlarınca ve bir de annelerce sırrı bilinen çiçeklerle bir yükseliş ayininin artık var olmadığı yer.Gerçeği olmayan, düşü olmayan...

Çocuk;

Göçmen kuşlardan bihaber.Yazın düşlerinde devoğlanlarla değil sineklerle düelloya tutuşan

Evcil Hayvanlar:Şehrin iflah olmaz suçluları

 

Kazım dayı Hacı Osmanla karşılaştı  cami yolunda.Hacı Osman evinde kaktüs yetiştiren ,kedileri seven ,denizden ve bir de gelinlerinden hazzetmeyen bir adam.Kazım dayı ve Osman hacı yolboyunca ortaklaşa sövüverdiler ipini koparıp şöför diye dolaşanlara.Cami kapısının önünde yeni kişilerle buluşuldu yeni havadisler dolaştı dilden dile.Duvar meselesini duyanlar üzülme , boşver dediler.Son model lüks sınıf otolarıyla camiye gelen kendi köyünün insanlarını görünce boşversin mi vermesin mi bilemedi; Kazım dayı.

Ezan sesi ile cümbür cemaat camiye geçildi.Kazım dayı içeri girdi ama yıkılan duvarı da dışarıda bırakamadı.Koca duvar Dayı ile birlikte camiye girmeyi başardı.Sadece kazım dayının duvarı olsa iyi hayallerden ,kaygılardan müteşekkil bir devasa yumak caminin içini hıncahınç doldurdu .Öyle ki bu hengameden kendilerine cami içinde yer bulamayan kimi melekler dışarıya çıktılar ve cami dışında saf bağladılar.Caminin içinde bir ortaçağ filozofunun nefesi yayıldı.

 

Hatime:

 Pek çoğu gibi Kazım dayı da kaynatılarak çıkartılacağı ana kadar kendi kozasını rastgele örerdi bazen bir kahve köşesinde bazen mescitte minberin dibinde.Binanın üstüne yeni bir kat  atması gerekiyordu. Ne kadar malzeme gider hesaplamaya çalıştı.İmam minberin önüne geldi Tul-u-emelin traşlı ve iyi giyimli görevlileri cami içine daha bir yayıldı.Kazım dayı usta  yevmiyeleri tahmine çabalarken imamefendi minberin basamaklarından tırmanmaya başladı.Kazım dayı Allah korkusuyla  ilgili bir şeyler işitti ,kafasının içinde gittikçe azalan bir çığlığa dönüştü bu işittikleri.

Evrenin içinde yeni bir evren zamanın içinde yeni bir zaman oluştu.Oğlanın yaklaşan düğünü ve yıkılan duvar Allaha yükselen dua ve niyetler.Okuduğu kağıdı katlayıp cebine yerleştiren imam ve yıkılan duvar.Kiracılardan birinin ödemediği kira parası.Duvarın yıkılması.İmamın aşağıya inmesi.

inmesi.

inmesi

inmesi  

Alınan tekbirler ve yıkılan duvar.Yıkılan duvar ve çatlayan ar damarı .Okunan  subhaneke ,ve kızın bitmeyen istekleri.Yeni atılması gereken kat ve yıkılan duvar.Keşke şu arsayı kaçırmasaydım hayıflanması.En küçüğün okul masrafları ve televizyon kanallarından yayılan sıtma. Yıkılan duvar,yıkılan duvar.

 Tahiyyata oturuş ve herşeyin birbirine karıştığı an.İki yanda melekler durur ve selam verme zamanı.

Önce sağa

-Vay .... kodumun çocuğu 

Sonra sola

-Vay .... kodumun çocuğu

 

 

İnceden inceye bir duman kaplamakta her yeri

6/11/2005

BURADA KALAMAZSIN VE GERİ DÖNEMEZSİN

Cumartesi, Eylül 3, 2005 - BURADA KALAMAZSIN VE GERİ DÖNEMEZSİN

Kategori: edebiyat

Bir compütürün 0 ve 1 aralığından fırlayıp -Şeyhim uzak yollardan geldim kapına deyip boyun büktü.Uykusuz geceler kadar sahici ney sesi kadar içten toprak kadar mütevazi küçük tekkenin avluya bakan odasında hayada asılı kalmış bir kelime gibi kalakaldı.

 

-BURADA KALAMAZSIN VE GERİ DÖNEMEZSİN

-burada kalamazsın ve geri dönemezsin

-burada kalamazsın ve geri dönemezsin

 

Bir şamanın trans halindeymiş gibi virdini beyninin helezonlarında tekrarlayıp durdu.Kemalüddin gel evladım istirahatgaha geçelim uzu yoldan geldin diyen yaşlı müridanın peşine takıldı.Oysa adı kemalüddin değildi.Bir adı bile yoktu.Varsa bile o ad ona ait değildi yada o o ada ait değildi.Hiç bir şeye ait olduğunuda sanmıyordu.Oysa şimdi çok kolay bir biçimde kemalüddin e ait olmuştu.Öyleyse bir seri katilede ait olabirim diye düşündü ve bu düşünce kendisini teskin etmeye yetti.

 

FALLİNG DOWN-KENDİNLE KONUŞMALAR-

 

 ''Olmayana eğri metoduyla ulaşmaya çalışıyorum kendi benliğime .Kimsenin inemiyeceği kadar derin gözlerin var.içerisinde ibibik kuşları yasemenlerin olduğu bakımsız bir bahçe.Bir kelime ye sarıl ve o kelime götürsün seni görüreceği yere ya bismillah.OYSA uzun zamandır beyninde zonklayan sadece rakamlar.''0 and 1'' varlık ve yokluk birlik ve çokluk .Birbirinin içine üflenen upuzun borular gibi.

 

Aynı anda iki yerde olunamaz demişti fizik dersleri ve artık biliyorduki bu doğru değil.Ait olmadığı yerlere yaptığı tüm yolculuklarda hissetmişti bunu ve fakat anlayamamıştı.

6/11/2005

MELAL

Cumartesi, Eylül 10, 2005 - MELAL

Kategori: Dolma kalem

Öfkeliyim dağlardan sürülen hayvanlar gibi ,ateşten kaçışan böcekler gibi,kendini arayan öbekler gibi.Öfkeliyim ilk nefesini soğuran bebekler gibi,yıkıntılar altından seyreder gibi

  Kanıma kara katran zehirler katıyorum bin baldıran gücünde.Akrebin kıskacını emiyorum ab-ı hayat şehvetiyle.Her sabah tan vaktinde batıya dönüyorum nerede o gün diye

  Yaslanma bana.Dudak kıvrımından süzülen kan olmak istediğimi anlarsın.Aklımın bir zarı var ve ince ,ip ince , inince derinlere, o ipince zar-ip le, ip kopacak zar ,baştanbaşa yırtılacak ,kan akacak damar da durmayacak ,sızacak dudak kenarından sızacak ve çene kenarında pıhtılaşıp kalacak.Yaslanma bana düşebilirim

  Bir gece yarısı güneşi gördüm diye kaçışıyor insanlar yöremden.Veba taşıyan rüzgarın koynunda cebeli tarıka gittiğim için kargışlıyorlar beni.Öyleyse yurdum neresi ..

 Ateşin gözünden öptüm ve Cinlerin hışmına uğradım.Hışımla hınçla ateşten yapılmış kargılarla bölük ,bölük cinler geldiler bölük bölük böldüler beyin zarımı

 Çırılçıplak sarılıyorum geceye ve gece ansızın uyanıveriyor derin bir hayret le anlatıyorum geceye bildiğim her şeyi

 Ağır bir tempoyla ölüm şarkısını çalıyor yıldızlar.Bir Erzurum türküsü dinler gibi uzaktan ,gece kapına dayanmışımda yorgunluktan damarımda pıhtılaşıverirken kanım, işittim hızırın kalp atışlarını.Dünyayı sarkaç gibi sallayan  o muhteşem meleğin kulağıma fısıldayışını işittim ve ağladım.ham makamında.melekler  anlatın hikayenizi... 

6/11/2005

HESAPLAŞMA

Salı, Eylül 27, 2005 - HESAPLAŞMA

Kategori: ajanda

 

                                                            -I-

 Karanlık ay'ın aydınlık görüntüsü ışıklı salonları aydınlatamamaktaydı.

 Gelecek yoktu.Şah damarı kesilmiş bir tay gibi debeleniyordu.Dün yoktu bugün yoktu.Eskimiş yeşil urbalar gibi tozluydu hayat.Adeta kendi eksenine hapsedilmiş kendi partüküllerinin zincirine vurulmuş ışığın durumu gibi

 İnsanın insanla karşılaşmasının sonucudur bu.İnsanın insanla karşılaşma sorucudur ve hatta insanın kendisiyle karşılaşmasının yüzleşmesinin sonucudur.

 Hayatın gerilediği anlar vardır beşerin karşısında ve insan paradoksal bir imtihanla karşı karşıyadır.Nedir bu denilse:Dolap beygirlerinin gözbağları çözüldüğü andaki bocalaması yada şaşkınlığıdır denilebilir.Gırtlağınıza sarılan el yüzünüzü hırpalıyordur ve yüzünüzdeki o meşhum ifade sizi toplum denilen hergele yaratığın dizleri altında projektöre tutmaktadır

  İnsanın kendisiyle hesaplaşması umulduğundan zordur.. 

Bana sukünet bahşedilen  bir zamanda

                                              volkanda

                                                anda

                                                   olanda

Bana sukünet bahşedilen bir mekan da

 

Beni anlar kılarmı derinden

                                inden

                               irinden

 göğüs kıllarımın diplerinden yükselen

Uyuşup kalma isteği ?

 

Varmı bir  hissem incirden ve zeytinden ?

 

Her şeyi bırak da kaç diyor.

                    şeytanmı

                        melekmi

Bir bilsem

6/11/2005

SANSAR

Pazartesi, Ekim 3, 2005 - SANSAR

Kategori: ajanda

Mağaranın önü otlarla kaplı ellerimle açmaya çalıştıkça gümrah dikenler, yaban otları,ağaç kökleri direniyorlar. Kesif  bir duman kaplıyor her yanı.

Burada ne işim var?Neyi aramak için gelmiştim?Ardıç ağaçları köknarlar ve kestane ağaçları arasında usulca yürüyerek bunları düşünüyorum.Peşinde sürüklendiğim sanırım küçük bir yaratıktı  canlı kıpır kıpır.Kaba bir siluet çıkarabiliyorum ancak ortaya iç içe geçmiş hatlar, kufi bir hat yazısı gibi.Arkasında  şifreler, kodlar bırakan gizemli yazılar yazıtlar kitabeler gibi .

Ormanın altındaki çayırlıkta bir çift yılan ıslak çimenlerin arasından toprağın derinliklerine süzülüyor.Yılanın derisinden sıyrılmasını izlemek için toprağın altına süzülme isteği beliriyor.kendi kendimden sıyrılma arzusu olarak tasavvur ediyorum bunu.

Şehrin işlek caddelerinden birinde bir çocuk ölüyor bir top fırlıyor bir çocuk fırlıyor bir araba fırlıyor ve bir can fırlıyor kafesinden.Çamur yığılıyor yerin üzerine duman damıtıyor gökyüzü şehir büzüşüyor iç içe geçiyor şehir.Damarda ki kan büzüşüyor kaskatı olup tıkıyor damarları.İlk kan ilk yağmur mezara savrulan ilk toprak yere düşen ilk şehit kaybolup gidiyor ardından gelenlerin arasından.

6/11/2005

SIRTINDAKİ KAYAYA DİKKAT

Perşembe, Ekim 6, 2005 - SIRTINDAKİ KAYAYA DİKKAT

Kategori: Dolma kalem

SIRTINDAKİ KAYA'YA DİKKAT  !

Prometus tanrılardan ateşi çaldığında olimpos dağının zirvesine koca bir kayayı çıkarmakla cezalandırılır. Kaya en tepeye çıkarıldığında prometusun takati kesilir ve kaya dağın en dibine yuvarlanır.Tekrar en dipten başlar prometus kayayı çıkarmaya.Bu böyle sonsuza kadar sürüp gidecek bir cezadır.

  Modern yaşamımızda hep böyle sürmekte değilmi dir.Her gün akşama kadar sürüklenen kayalar sabah yeniden başlanılan aldanış

 

"Sustum sa susuşum anlamaya matuftu

6/11/2005

"İBRAHİM İÇİMDEKİ PUTLARI DEVİR"a.halet.çelebi

Pazar, Ekim 16, 2005 - "İBRAHİM İÇİMDEKİ PUTLARI DEVİR"a.halet.çelebi

Kategori: dilin kemigi

İnsan tanrısıyla sevişsin ister.Alsın tanrısı onu koynuna oynaşsın ister.Koca memeli bir tanrıdan kim hoşlanmazki.Hazzın doruklarında yaşatmalı insanı tanrısı ve hazzın dorukların da iken tanrım der insan ne kadar da yücesin.

hititlilerin tanrıları böyle sevilesi tanrılardı ama en şehvetli tanrı yunanlıların payına düşmüştür. Şehvetin doruklarında dans eden yunanlılara da kösnül tanrılar yakışırdı doğrusu.Yaşamlarından tanrılar üretmede maheretliydi egeli komşularımız.Ve tanrıları ile yaşarlardı esrik 

Tarih boyunca çok tanrısı oldu insanın acıktı tanrı yaptı insan,susadı tanrı yaptı,korktu yine tanrıda buldu çaresini.Fakat kureyşliler kadar pratik tanrısı olan topluma da az rastlanıldı.Helvadan tanrı yapardı mekkeliler ve acıkınca yerlerdi tanrılarını.Karın doyuran tanrıları vardı çöl insanının. 

Bozkırın insanları vahşi yaşamlarının boşluğu doldurmak istercesine korkulası tanrılar edindiler.Korkmak cesaretin aynasıydı çünkü.

İnsan tanrısı olsun ister.İnsan bu isterde ister.bir tanrısı olsa ikincisi olsun ister.ikinci olsa üçüncüsünü ister ,çok tanrısı olsa daha çoğunu ister,kendi tanrısı başkasınınkinden çok olsun ister.sonra başlar tanrılarıyla sidik yarışına girmeye.

Tanrıları kaça ayrırabiliriz sorusunun cevabı meçhul ancak, tanrı bağlamında insanlar çoğunlukla iki kutba ayrıldı.Tanrı yapıcılar ve tanrıtapıcılar .Tanrı tapıcılara hep bir tane lazım olmuştu tanrı.Tanrı tapıcıların tanrısı ise kendisiydi. 

Modern insanın tanrı tasarımlama yetisi zayıf, tanrıları ise çeşitli oldu.Geçmişin kral tanrılarını küçümseyen modern insan patron dan, amire,müdürden memura tanrısı bol bir yaşam sürmekte.

insan tanrısıyla sevişsin ister.alsın tanrısı onu koynuna oynaşsın ister

insan tanrısıyla sevişsin ister ve insan seviştiği tanrı olsun ister

6/11/2005

HABİL KOMPLEKSİ VE YABANCILAŞMA

Cumartesi, Ekim 22, 2005 - HABİL KOMPLEKSİ VE YABANCILAŞMA

Kategori: yazilarim
  • Cenneten sürülen insanın toprağa düşükünlüğünü anlamak mümkündür.İnsanın hem atası , hem anası değilmidir toprak.Bu alçalmayla başlar insanın tüm dilemmaları.Ait olduğundan uzaklaşmak,ait olmadığın ama ait olman gereken yere yaklaşmak çabası ve bu çabayı sarfederken her iki durağa da ait olmayan yöntemler.
  • İnsan hep bir toprağı olsun istedi.Onun için savaştı onun için öldü.Sahip olamayacağı kadar toprağı olsun istedi insan.Sahip olamayacağı kadar çok toprağı olan insanlar da oldu , azıcık bir toprağa sahip olan insanlar da oldu , toprağa hiç sahip olamayanlar da.Ama sonunda toprak herkese sahip oldu.
  •     Hasan Aycın Karikatürleri                                                                                                   
  • Kalın çizgilerin filozofları toprağa bağlılığı mülkiyet sorunu olarak algıladı, vazetti.Çünkü toprağı olanın gücü ,gücü olanın toprağı vardı.Oysa toprak sadece gücün bir tezahürü olmadı.Yüzyıllar boyunca adına vatan denilen toprak için can verdi : güçsüzler de güçlüler de  . Şu üstümüzde duran yüce dağ ,bu altımızdan şırıldayan coşkun nehir demedi insan, dağı kendi eti , ırmağı kendi kanı bildi.
  • İnsanı şekillendiren çevresindeki koşullardır savında olanlar ,alt yapı(ekonomik koşullar) üst yapıyı(ahlak) belirler vehminde olanlar toprağa gizli tapıcılar değilmidirler.Oysa toprak ölüm gibi ,herkese eşit derecede yakın ,eşit derecede uzak durdu binyıllarca.Ruhu ve aklı olmayan balçığın ,ruhu ve aklı olan balçıktan üstün addedilmesi ne kadar da ironik.
  •  Hasan Aycın Karikatürleri
  • Anadolu ozanımız farklı gördü bakmadan toprağa.En sadık yar dedi.Görmeyenle gördü ama ötesini göremedi.Dost olduğu kesin di toprağın ,toprak  tüm yaratılmışlar gibi fıtratına sadık dı ,fıtraten sadık dı.
  • Öte yandan insanın mülkiyet sorunu , aidiyet saplantısı da hep süregeldi.İnsanın bir atası da kabil değilmi.Toprağı olan ,çiftçi olan habil idi , hayvan yetiştirebilen ,güya bir üst düzeyAtalarının izinden gitti milyonlar çünkü nereye ait olduğunu bilmeyenin kendini ait kıldığı bir yer olmalıydı.Bu gün havayı , uzayı parselemiyor mu ? kabiller.Mini ,mini boşlukları bile paylaşıyor mini, mini insanlar.Sanal dünyanın sanal topraklarında bile süregitmekte önce benimdi iddiaları.
  • Hasan Aycın Karikatürleri
  • Ama toprağa aitlik yada topraktan ,uzaklaşma çabası daha derin kökleri olan bir savaştır ademoğlu için.Çünkü adem balçıktan yaratıldı ve Allah ona ruhundan üfledi

6/11/2005

AŞKIN YAZILAR

Çarşamba, Ekim 26, 2005 - AŞKIN YAZILAR

Kategori: seyyare

Hasan Aycın Karikatürleri

Boyutsuz olmalı aşkın bir yazı.

Ensiz boysuz derinliksiz.

Şekilsiz olmalı aşkın bir yazı köşesiz çizgisiz  çerçevesiz.

Tarifsiz olmalı aşkın bir yazı tarif  tariflenmeye muhtaç.

Büyükçe olmamalı aşkın bir yazı büyük senin küçüklüğünden ,

uzun senin kısalığından başka ne ki?

Yüksek olmamalı aşkın bir yazı daha  yüksek te gördüğün senin alçaklığından kaynaklanabilir.

Duygusal olmamalı aşkın bir yazı çoğunluğumuz duygulandığında saçmalamakta.

Mantıksal olmamalı aşkın bir yazı , mantık aklımızın gündelik oyuncağı 

Bilgi yüklü olmamalı aşkın bir yazı çünkü şeytan ı bildikleri saptırmıştı.

Cehalet yüklü olmamalı aşkın bir yazı cehaletten Allah a sığınırım.

Aşkın bir yazı olmalı ve seni de aşmalı yazı.

Sen yazmalısın ancak yazı da seni yazmalı.